18 02 2017

Bir Ben Var Benden İçeri

Kötülük ve iyilik zamana ve şartlara göre değişir.Bir Kedi,Bir Adam,Bir Ölüm. Zülfü Livaneli. Yaratıcılık ve keşif de acıda saklıdır. Tabii acı çekeceksin! Görmenin bedelidir bu!-Nietche Ağladığında. Irvin D.Yalom İşte bu haftanın iki kitabı.Zamanlamam muhteşem.Tam bir sorgu haftası,bazı sorularımın cevaplarını elimde buldum. Livaneli yi okurken hani kitap elinizden akar gider ya işte bu kitap öyle akıp gitmiyor.Okurken kapatıp bi düşünüyosun,bi daha okuyosun okuduğun yeri.Bi dönem nefret ettiğin biri acıdığın biri oluveriyo,zamanın nasıl bi ilaç olduğunu bilirken zamanın bazen yaraları daha da derinleştirdiğinin şahidi oluyosunuz.Biraz Suç ve Ceza da ki suç ne suçlu kim sorularını soruyosunuz bu kitapta da .İyiyim sandıklarında aslında yeterince iyi olamadıklarını da sorguluyosun ki ben sorguladım. Ama asıl gelelim bana çarpan,ruhuma giren,kendimle yüzleştiğim kitaba.Nietche Ağladığında.Bu kitap da su gibi gitmedi,ağır ağır aktı içime cümleleri.İlk defa okudum bir Yalom kitabı.Açıkçası neyle karşılaşacağımı çok da bilmeden başladım. Amaaaa haleti ruhiyeme cuk oturdu.Seçimlerimiz hayatımızı nasıl etkiliyor, aslında şikayet de etsek hayatımızdan seçtiğimiz hayatı yaşıyoruz.Özgür olmadığımızı mı düşünüyoruz işte bunu da biz seçiyoruz.Kitaptaki Dr.Breur karakterinde defalarca kendimi gördüm.Sanki o cümleler benim için yazılmıştı. Bir yorum sayfasında Dr.Breur u tanıtırken “Hayatı boyunca "ama" pozisyonunda yaşamış biri.” demiş.İşte o ben. Ama ama ama. Nietche diyor ki Dr.a: “Size düşen ödev kendinizi kabullenmenizdir, benim sizi kabullenmemin yollarını aramak değil.Siz siz olun! Yalnızca siz!Tek ödevin kendin olmaktır. Güçlü ol: Yoksa, büyümek için hep başk... Devamı

01 01 2017

Tek sayılı yıla giriş.

6 aydır yazmadım.2006 yılından beri ilk defa rutinimi bozup yeni yıl yazımı yazmadım. 2016 nasıl bi yıldı.Allah bu yılı aratmasın hiçbi zaman. Bi günlüğüm var benim. Bugün onu okudum neler olmuş bi topluca göreyim istedim. Kendimden çok ülkedeki durumu yazmışım. Bombalar,ölümler,bombalar,ölümler ve yılı gene terörle kapattık. Gene kalleşçe,gene masum insanlara karşı,gene ölü sayısı giderek artıyo,yaralıların durumu meçhul. Ülkenin durumu böyleydi,iş desen ilk defa bu yıl keşke çalışmaya zorunlu olmasaydım dedim. Liyakat,ahlak,etik,değerler,idealler,kariyer falan hepsiyle tek tek çarpıştım.Bu yıl bi on yaş falan büyüdüm.İnsanları tanımak için mutlaka bi kriz olması gerekmiş bunu yeni öğrendim. Kriz anlarında maskeler düşüyor. Bugün bi yazı okudum futürist akımında iki kavram varmış gelecek engelli çalışan gelecek uyumlu çalışan.Gelecek engelli çalışan bordrolu çalışmayı,9-6 işe gidip gelmeyi ve eski bildikleriyle ilerlemeyi tarz edinmiş çalışanlarmış gelecek uyumlularda iş yerini babasının bakkalı gibi gören saatsiz çalışanlar, üretenlermiş. Ve kabul ediyorum gelecek engellilerle çalışıyorum ve umut ediyorum gelecek uyumlu bir çalışan olucam.Herşeye ve herkese rağmen. 2017 de ilk hedef bu. Vazgeçmeden,umutla,daha yüksek motivasyonla,ve negatif her sese kulak tıkayarak. Sonra aile.2016 daki en büyük şükrüm ve biliyorumki her zaman en büyük şükrüm olacak.yok ondan ötesi ya.2017 de herkesten çok çocuklarımın olucam.Herşeyden ve herkesten önce.Zaman öyle hızlı geçiyorki ve bu yıl o kadar çok yüzleştimki bu duyguyla.Geceler boyunca işyerinde geçen zamanlardan sonra tek huzur bulduğum yer onların kollarıydı.Bu yılın en annesi oluca... Devamı

03 06 2016

Ey Gidi Karadeniz (1.gün)

Ocak ayında aldığımız biletler bizi Mayıs ayının son haftasında dünyadaki cennete uçurdu ve Karadeniz hikayemiz böylece başladı. Birbirinden huycak tipcek farklı kalpcek çok yakın 8 kadın çıktık yola Ankara’dan ve bir Cuma sabahı 9.30 da indik Trabzon havalimanına. Hepimiz birbirimizden heyecanlıydık hepimizin ortak yaptığı ilk gezi olması, birimiz dışında gene hepimizin ilk defa göreceğimiz yerleri görecek olmak kalbimizde bi kıpırtı yarattı. Trabzon havalimanı bana hafiften bir AŞTİ havası estirdi. Öyle konforlu bir havaalanı görüntüsü yoktu daha ziyade bir otobüs terminalini andırıyordu. Havaalanından bizi harika şoförümüz  Gökhan aldı. Ve başladı minik Karadeniz gezimiz. İlk durağımız Ayder yaylası olacaktı ve karınlarımız da epeyce acıkmıştı aslında kabul etmek gerekiyor ki karınlarımız her an yemeğe hazırdı zira tatildeydik ve tatildeki en önemli şey de diyet yapmama özgürlüğüydü. Ayder e yaklaşırken hepimiz büyülenmiş gibi etrafımıza bakıyorduk. Sadece bakmak değil görüyorduk,içimize çekiyorduk.Yemyeşil öyle bi yeşil ki tablo gibi, hani o manzarayı alıp evinize taşımak ,beyninize işlemek hiç unutmamak istiyosunuz. Çamlıhemşin i geçtikten kısa bir süre sonra yemek için mola verdiğimizde kendimizi o yeşilliğin ve çılgınca akan suların arasında bulduk. Ve o an oksijen sarhoşluğuna yakalandık sanırım etkisi 3 gün sürdü ve gezi boyunca sadece ve sadece güldük dansettik güldük gene dansettik. Gelelim yemeklere Doğa Alabalık Çiftliği  nehir kenarında, dağların eteğinde masallardaki gibi bi yer. Güleryüzlü garsonları,  sizi memnun etme gayretleri taktire şayan ki bunu yapmasalarda ortam o kadar güzel ki gözünüz o güzelliğin içinde olumsuz hi&c... Devamı

26 05 2016

TOASTMASTER

Yaklaşık 5 haftadır her salı akşamı  hayatımda yeni bir etkinlik var. Toastmaster. Toastmaster, Amerikan Kültür Derneği içerisinde Salı akşamları 19.00-21.00 saatleri arasında gerçekleştirilen ingilizce konuşma becerilerini geliştirme programı.  Pek çok ülkeden katılımcısı olan bir program. Program 2 bölümden oluşuyor. İlk bölümde o günün misafirleri kendini tanıtıyor. Daha sonra programda rol alanlar hangi görevleri yaptıklarından bahsediyorlar. Örneğin Listener tüm konuşmacıları dinleyip etkinlik sonunda konuşmalara ilişkin sorular soracağından, Grammarian konuşmacıların gramer hatalarını tespit edip bunları aktaracağından. Ah-counter her konuşmacının kaç kere ah,em,ımmmm gibi sesleri tekrarladığını sayacağından bahsediyor. Her hafta üç konuşmacı hazırladıkları konuşmaları katılımcılara sunuyorlar ve bu konuşmalar etkin konuşma tekknikleri çerçevesinde değerlendiriciler tarafından değerlendiriliyor. Bu konuşmalardan biri ice-breaker konuşması oluyor.Ice breaker konuşmacısı kendini katılımcılara anlatıyor bu düz bir ifade de olabilir hikaye de olabilir. İkinci bölüm Table Topic bölümü. Bu bölümde de o günün sorumlusu bir konu belirliyor. Belirlenen konuya ilişkin de durum değerlendirmeleri yapılıyor.Katılımcılar rol alarak o durumlarda neler yapabileceklerini anlatıyorlar. Konuşmalardan sonra en güzel şey alkış. Her konuşmacıdan sonra tüm katılımcılar iyi de olsa kötü de olsa konuşmacıyı alkışlıyor. Bu hafta ben ıce breaker konuşmacısıydım.Ve hayatımda hiçbişeyi bu konuşma kadar tekrar etmedim sanırım. Yaklaşık 6 dakika süren bir kendini tanıtma konuşması. En az 20 kere tekrarlamışımdır sanırım takılmadan konuşabilmek için.Sonuç bloğumdaki ilk ingilizce metni aşağıda sizlerle paylaşıyorum.  Sunumun teması kitaplar,ism... Devamı

16 02 2016

Güzel Bi Gün

Şubat ın ortası için oldukça sıcak bi gündü. Ve bugün için önemli bir yemeğimiz vardı. Ne giyeceğimi akşamdan hazırladım.Erken yattım.Erken kalkıcaktım ki kuaför makyaj falan herşey sakin sakin yetişsin. Murphy kuralları kalkar kalkmaz işlemeye başladı.Her zamankinden çok daha geç uyanabildim.Apar topar Burak ın kahvaltısını yaptırdım. Servise yetiştirdim.Ama ben darman dumandım.Servisimin gelmesine 15 dakika vardı.Tüm makyaj malzemelerimi yanıma alıp kuaföre attım kendimi.Her zaman geç gelen servis bugün sağolsun erkenden geldi. Kuaförden yarım yamalak çıkıp servise yetiştim.Sözde işyerinde toparlıcaktım kendimi.İşe gitmemle beraber telefonlar, yatırımcılar hepsi üst üste geldi.Tam yemek saatine yakın çıkcaktım ki 5 dakika için de 5 ayrı kişiyi arayıp konuşmalar hakkında bilgi notu hazırlamam istendi. Işık hızıyla bunlar bitti. Alelacele lavaboda yapılan bir makyajla çıktım işyerinden.Ve tabii ki kör talih, önümden geçen tüm taksiler doluydu.Neyse bi taksi sonunda durdu ve binerken nasıl olduğunu anlamadığım bi şekilde ayakkabımın altı düştü.(Hala düşünüyorum o sırada noldu da o ayakkabı düştü) Komik bi halde taksiden inip yemek yiyeceğimiz yere sendeleyerek yürüdüm.(Ayakkabının lap lap sesleriyle) Garsondan bi bant isteyip ayakkabıyı çevresinden bantladım ki dönene kadar idare etsin.Tabi bu sırada altı kaval üstü şişhane bi moddayım. Sonra gelen çorbayı da eteğime dökmem le durumum artık şıklıktan tamamen çıktı. Allah tan muhabbet öyle koyu,samimi ve özlediğim di ki bunları dert etmedim. En son hesap kısmında cüzdanımla birlikte çantamda taşıdığım ped i de masanın üzerine koymam ve bunu azcık geç farketmem de bonusum oldu.Rengim mora dönüştü heralde. Amaaaaaa bü... Devamı

04 02 2016

1.Kuzenler Belçika Buluşması

Beklediğimiz büyük gün geldi. Teyzem, Ceren, İrem ve ben Köln’e uçuyoruz. Veeeee tüm kuzenler hep beraber Belçika nın Tongeren şehrinde buluşuyoruz. Tüm planlar yapıldı.Whatsapp grubundan son iki gün nerdeyse 100 sohbet baloncuğu ile, dolu dolu nerde incez nereleri gezcez tüm program hazırlandı.Ankara’dan İstanbul aktarmalı olarak geçen Köln uçuşu gayetten sorunsuzdu. Köln’de Ercanla buluştuk.Kucaklaşma falan.İlk durak Köln Katedrali. Devasa bir bina.Bak bak bak bitmiyo. 157 metreyi bulan yüksekliği ile UNESCO Kültür Mirası listesinde yer alıyomuş. İçerisini 15 dakika gezdikten sonra kendimizi şehrin sokaklarına attık. Katedralin biraz ilerisinde Victorinox mağazası var. Alman markası olmamasına rağmen fiyatları çok uygundu. Alışveriş için tavsiye edilebileceğim bir yer. Gene yakınlarda KİKO markasının mağazası.Kozmetik ürünlerinde çok memnun kaldığım bir marka olan KİKO’nun fiyatları da çok çok uygun. Bunlar dışında Türkiye’ye göre çok uygun diyebileceğim bişey görmediğim gibi çok pahalı diyebilirim şehir için. Minik alışveriş turumuzdan sonra Rehn nehrine doğru yürüyüp nehir kenarında dolaştık.Klasik bi laf var ya su hayattır diye.Suyun olduğu her yer de güzel. Ren nehri şehrin tam ortasından geçiyor.Bu arada Köln Almanya’nın dördüncü büyük şehriymiş ve limon kolonyasının doğum yeri Köln’müş. Kolonya kokusunu hiç sevmediğim içinde şehrin her bi köşesinde satılan kolonyalar hediyelik şeya olarak hiç ilgimi çekmedi. Köln gezimizi katedralin tam karşısındaki bir restoranda bişey bişey soslu kocaman bir makarna tabağı yiyerek tamamladık. (Sos neydi acaba ya çok lezzetliydi.Peynirli bişey de başka bi adı vardı.) Köln şehir ... Devamı

27 01 2016

Asılacak Kadın

Asılacak Kadın Pınar Kür’ün 1980’lerde yazdığı ve yazıldığı dönemde yasaklanan bir kitap. Konu itibarıyla sadece 80 ler değil 90 lar 2000 ler günümüz kadınlarının durumunu da yansıtan bir kitap. Kitaptaki olaylar bir mahkemede geçiyor.Yalı cinayeti adı verilen br cinayetin aydınlatılmasına çalışılıyor.Kitap üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümde hakimin gözünden anlatılıyor olaylar.Bu bölümde farklı bir yazım tekniği kullanılmış.Kelimeler arasında nokta, virgül yok.Dümdüz bir yazı.Hakim kadınlardan nefret eden ve tüm kadınları potansiyel kötü kadın gören bir adam.İkinci bölümde cinayet zanlısı Melek anlatıyor olayları.Melek daha 17 sinde falan.Öldürülen kişi 65 yaşında,iktidarsız kocası. Melek bu adamın yalısına bakıcı olarak girmiş. Adam da zamanında bir Fransız kızına aşık olmuş da annesi evlenmesine izin vermemiş.Adam da bunu saplantı yapmış.Meleği onun yerine koymuş. O Fransız kızının kıyafetlerini Melek’e giydirip ortada dolandırıyor, sonra sokaktaki adamları toplayıp her gece bu adamları Melek le birlikte oldurup kendisi onları izliyor.Melek e bunu yapması için öyle kötü şeyler yapıyo ki kız artık bunun onun kaderi olduğunu düşünüyor.Çünkü zaten üvey babası da ona sürekli şiddet uygulamış,annesi sahip çıkmamış falan.Bu arada o mahalledeki adamlarda da hiç utanma falan yok.Hepsi beleş bi gece sevdasına kızı düşünmeden yapıyolar yapcaklarını.Sonra son bölüm.Bu bölümde de Melek e sahip çıkmak isteyen ama isterken kendisi de onla beraber olmaktan geride kalmayan bir gencin ağzından anlatılıyor hikaye.Son mu tahmin etmek zor değil kim katil? Veya suç kimin üzerine kalıyor? Hangi yanlışlar sorgulanmıyor da herkes olayları nasıl birine yıkarak aklanıveriyor,namus abides... Devamı

14 01 2016

Üç Film Birden

Bu hafta Altın Küre ödüllerinin verilmesini takriben henüz Oscar adayları açıklanmadan başladık ödül alan fimleri izlemeye. Hateful Eight ödül almasa dahi sadece ve sadece bir Tarantino filmi olması nedeniyle izlenecekler listemizdeydi. Altın Küre de de “En İyi Orijinal Müzik” ödülünü aldı.” (https://www.youtube.com/watch?v=UdlMXLPfGh4)  bu arada filmin müziklerini yapan Ennio Morricone. 86 yaşındaymış. Hateful Eight benim için Tarantino nun en iyi filmi değildi. Kill Bill,  Rezervuar Köpekleri her zaman favorim ancak nerdeyse 9 kişilik bir kadroyla ve filmin neredeyse tamamının bir odada geçtiğini düşünürsek tiyatrol yönü yüksek harika bir film izledik. Son dakikaya kadar sürprizlerle dolu. Filmde bir kadın 7 adam var. Bir ödül avcısı Daisy’yi  kasabanın şefine götürürken yolda başka bir ödül avcısıyla karşılaşıyor. Onu da yanlarına alıyorlar. Sonra gidecekleri kasabanın yeni atanan şefi de yolda onlara katılıyor. Bu ilginç dörtlü kar fırtınası nedeniyle bir otele sığınmak zorunda kalıyor ve olaylar burada başlıyor,burada da bitiyor.  Film uzun diyaloglar ve kanlı sahnelerden oluşuyor ve yaklaşık 3 saat sürüyor. Tarantino severler için şaşırmayacakları ve sevecekleri bir film diye düşünüyorum. Oscar adayı olur, ama gene müzik dalında mı ya da oyuncu performansyıla mı bilmiyorum. Zira bu yıl Leonardo di Caprio nun Revenant – Diriliş filmi diğer aday filmlerin çok önüne geçecek gibi gözüküyor. Film, Hugh Glass (Leonardo di Caprio) isimli bir kürk avcısını konu alıyor. Glass'a kocaman vahşi bir ayı saldırıyor ve ölümcül bir şekilde yaralanıyor. Bu sahneyi izlerken bakmakta zorlandım,oldukça gerçekti. Glass&rsquo... Devamı

11 01 2016

Sen Benim Hayatımsın

İstanbul Kırmızı’sından sonra Ferzan Özpetek’in ikinci kitabı Sen Benim Hayatımsın. Ferzan Özpetek kitapları iyi bir isim ve iyi reklamla satıyor bence. Bir kere kitapların ismi ve arka kapak yazıları gayet çekici.Kitap çıkar çıkmaz yapılan ropörtajlar da kitap konusunda merak uyandırıyor. Ancak (bence) maalesef filmlerdeki üstün başarısı yok Ferzan Özpetek kitaplarında. İstanbul Kırmızı’sında beklediğimi bulamamıştım belki bu kitap ta bulurum diye düşündüm. Sen Benim Hayatımsın iddialı bir aşk cümlesi. Ve kitabın arka kapak yazısı: Hayatın tüm renklerine tutkuyla bağlı, hepsi bir diğerinin öyküsüyle beslenen ilginç karakterler: aktör olmak isteyen bir santral operatörü, narsist bir trans, yıldızların ihanetine uğramış bir kasiyer, kleptoman bir prens… Aşkı ve dostluğu tüm benlikleriyle olumlayan bu kahramanların sevgisiyle sarmalanmış ünlü bir yönetmen… Her engelle daha büyüyen, çılgınca bir aşk… ve Roma… Ferzan Özpetek’ten gerçek sevginin gücüne dair, sahici bir kadere başkaldırı romanı. Çünkü sadece çılgıncasına âşık olanlar, bir insanı sevmenin ne demek olduğunu bilir. “Çünkü sadece çılgıncasına âşık olanlar, bir insanı sevmenin ne demek olduğunu bilir.” Sanırım biraz da bu cümledeki samimiyet kitabın içindeki aşk hikayesi konusunda merak uyandırdı. Kitap Ferzan Özpetek’in yaşamında hayatına dokunan arkadaşları ve sevgilileri ile olan ilişkileri, onların başından geçenler üzerine kurulu. Ana fikir aşkın cinsiyeti yoktur. Hikayelerin çoğu da erkek erkeğe yaşanan aşklar, tutku,fedakarlıklar üzerine.Kitap acıklı bir sonla bitiyor. Yazarın son aşkına olan duygularını derinlikle anlatıyor.Bu arada cinsel... Devamı

21 12 2015

Nadide Hayat

*** YAZI SPOILER İÇERMEKTEDİR. Starwars fırtınasının estiği bu hafta sonu, Starwars gişelerinin önünde uzun kuyruklar varken biletler neredeyse kara borsa satılırken tercihim Çağan Irmak ın son filmi Nadide Hayat oldu. Hani bazı yazarlar ne yazsa okursunuz her satırı kıymetlidir Çağan Irmak da ne yapsa izlerim her dakikası kıymetli benim için.Nadide Hayat da uzun zamandır beklediğim bir filmdi. Ve Nadide Hayat ın Nadide si Demet Akbağ tam da rolünün kadınıydı. Genci yaşlısı çoluğu çocuğu herbikesler Starwars izlerken ortayaş ve üstü bayan egemen bir salonda izledim Nadide Hayat’ı. Nadide 50 yaşlarında bir kadın.Kocasını kaybediyor filmin başında. Herkesler ona akıl veriyor.Kızı gel torununa bak diyor.Oğlu ablama taşın. Ölmüş kocanın hayali otur kalk beni hatırla ağla ağla anılarımıza otur evinde yaşlan diyor.Nadide de tesadüfen evlenmek için bıraktığı üniversitesinde af çıktığını öğrenip üniversiteye geri dönüyor. Üniversite de su ürünleri fakültesinde okuyor. Başladığı haftada sınıfın en şımarık öğrenci grubuyla iki haftalık bir araştırma gezisine katılıyor. Bu arada konu komşu çoluk çocuk damat şok içinde Nadide nin seçimine. Bu araştırma gezisinde amaç biri dişi biri erkek olan iki carettayı bulmak. Gezide kaptan Yetkin Dikiciler. Film bu gezide olanlar,kuşak farkı, ikinci bahar olan bir aşk hikayesi ile devam ediyor. Bu arada Nadide nin teknolojiye uyum süreci de filmin komik tarafı .Sonuç mu bu kadar yazdım hadi bunu da yazayım Nadide kendi doğrularıyla,mücadelesiyle, insanların ne diyecekleri kaygısını bırakarak aşkı seçiyor veee mutlu mutlu ikinci baharını yaşıyor. Çocukları da bir süre sonra annelerinin seçimiyle mutlu olup bunu paylaşıyorlar. Kıssadan hisse hayat gerçekten başkalarının diyeceklerine g&oum... Devamı

16 12 2015

2016'ya 15 kala

Zaman ne çabuk geçiyor. Tüm yazdığım yeni yıl yazıları dün yazılmış gibi geliyor. Bu yıl beni en korkutan şey buydu sanırım. Zamanın hızla ama çok hızla akması.Benim 2015 im de zamana ayak uydurarak çok çok çok hızlı ve yoğun gündemli geçti. Bi kere gerçekten çok gezerek geçti.2015 gezmelerimin cebimden açtığı büyük delikleri 2016 yı tasarruf yılı yaparak kapatıcam sanırım. Ama gene de ve gene de iyki gezerek geçmiş. Gezmeleri zaten yazıyorum gelelim yazılmamışlara. 2015 in Eylül ayında benim canım Eda’m evlendi. Aşkla,mutlulukla, aşktan karnı ağrıyarak tam istediği gibi. Hani şu evrene mesajı ver cevabı bekle söylentisi var ya Eda bu yılın başında evlenicem dedi sonunda evlenmişti.Tabi aşk kısmısı Eda nın yazı konusu olsun.Düğün olayı beni nasıl etkiledi. ona gelelim. Artık evlenecek olan birine danışmanlık yapabilecek bilgiye sahibim. Gelin hamamı nasıl yapılır? Aksesuarlar nerden alınır? Ankara’da mobilya için hangi mağazalar tercih edilmeli, gelinlik nasıl alınmalı gibi teknik konularda baya bir bilgim oldu. İşin duygu kısmına gelince zaten kız kardeş sahibi olmak,en iyi arkadaşının onlar olması, aldığın yediğin içtiğin gezdiğin gördüğün her şeyde onların da olmasını istemek falan yeterince duygulandırıyor insanı. Bir de öyle gelinlik içinde görme hani derler ya mürüvetini görmek işte bu bambaşka bir duyguymuş. Eda’nın düğün dönemi ailemizde bir başka telaş daha olduğundan bu düğünle ilgili koşturma kısmı Seda ve bana düştü. Hazırlıklar, misafirleri ağırlama,kimini memnun etme ve sonrasında hiç ummadığınız insanların düğünden .hiiiiç memnun kalmadıklarını yüzünüze söylemesi falan.İyi bir tecrübe oldu. Size yakın olan insanlar her durumda yanınızda, kusur görme... Devamı

03 12 2015

Yeni Yazacaklarım İçin Bir Merhaba Yazısı

Ne zaman yazmak istediğimi anladım gezmekli konular olunca.Gezmek,gezi planı yapmak bunlar beni motive ediyo yazmak için. Zira gerek yaşadığım ülke, gerek ailem, gerek arkadaşlarım saolsunlar yazmak için gayetten yeterli malzeme aslında. Mesela benim canım ülkemde yaşananlar her gün evden helalleşerek çıkartıcak bir ruh haline büründürdü beni. Acaba bugün Suriye den mi bi bomba yiycez yoksaaa Rusya dan mı yoksaaa İŞİD bombası mı? Biri öyle yatağında falan ölse çok şükür ya ne güzel ölüm falan der oldum. Her gün mü olumsuz bişey olur bi ülkede ya. Kan gövdeyi götürüyor. Sonraaa benim güzel ailem. Bartu saolsun her gün sayfalarca yazacak kadar malzeme veriyor. “Bir Ergenlik hikayesi, bir anne ile oğul ilişkisi “konulu blog deil kitap yazıcam. Evde her gün yeni bir şaşkınlık yaşıyorum.Bu kadar mı yok artık dedirten. Bi de Burak tabi. El yazısıyla mücadelemiz. İlkokulda el yazısı olmalı mı yoksaaa  düz yazı mı olsun. Ödev verilmeli mi verilmemeli mi. “Bir annenin gözünden ilkokul 1” konulu bi kitap daha. Tabii aile Bartu Burak la da bitmiyo annem var babam kardeşlerim eşim her bir karakter de ayrı bir yazı konusu. İyki varlarım, çok şükürlerim. Hayatımın renkleri.Onlar hakkında da ayrı ayrı yazmak isterim. Mesela babam. Beni her gün şaşırtanlardan. Dün havaalanında onları karşılamaya gittiğimde uçaktan arayıp biz şu anda inmek üzereyiz geldin mi demesi!!! Uçak iniş pozisyonuna geçi denildiğinde uçakta cep telefonunu açmış olması mı, o sırada arayıp gelip gelmediğimi kontrol etmesi mi ve bunun gibi bissürü hikaye. E sonra bi de eş konusu var tabi. Gideceğimiz her bi yerde son dakikaya kadar acaba gitmesek mi bakışları üzerine de bi blog yazılabilir. Erkekler ve kadınların fark... Devamı

01 07 2015

Gittim Geldim Gezdim Gördüm Yazdım

1.Gün. Ve büyük gün gelmişti.  Bartu ve ben baş başa tatile gidiyoruz .Hem de Strazburg’a oradan Paris sonra başka yerler bakalım nasıl bir gezi olacak.Gitmeden bir gün önce nefes almadan çalışılan  bir iş günüydü.İşten apar topar çıkıp Burak ı anneme bıraktım. Evde bitirilmesi gereken işler vardı. Gece 2 de halen çalışıyodum ve sabah 6:00 da evden çıkmak zorundaydık. Bartu da sonunda heyecanlanmaya başlamıştı. Sabah 6:00 da evden çıktık ve 6:45 te havaalanındaydık. Check in lerimizi önceden yapmış olmamızın rahatlığıyla Bartu’yla tatilin tadını havaalanından itibaren çıkarmaya başladık. Simitli çaylı güzel bir kahvaltıdan sonra İstanbul uçağımıza bindik. 45 dakikalık minicik bir yolculuktan sonra dış hatlarda duty free gezimizi yaptık ve Basel uçağına koşarak yetiştik. Strazburg’a gitmenin en kolay yolu Basel üzerinden. Basel Strazburg’a 1,5 saat mesefede İsviçre sınırında yer alan bir şehir. Gitmeden önce hedefimiz orayı da gezmekti ama Basel e indikten sonra planlar değişti.Tatilde yaptığımız yolculuklar boyunca bana Ayn Rand-Hayatın Kaynağı kitabı eşlik etti.   Kitap öyle iyi bi seçimmiş ki en iyi 5 kitap arasına girdi benim için ki bu ayrı bir yazı konusu olacak kadar derin bir konu. Ziraaa hani bazı kitapları okuduktan sonra içinizde değişen bişey olur farklı farkındalıklar yaşarsınız öyle bişey. Azcık bişeylerim değişti yani. Yanımda Bartu’m elimde kitabım ama aklımda evdeki Burak ımla 3 saat süren yolculuğumuz keyifli geçti.Basel havaalanı çok minik bir havaalanı. Uçaktan inip yürüyerek direk terminale geçebiliyosunuz. Pasaport kontrolü ve bavullarımızı aldıktan sonra terminalde üç ayrı ülke için çıkış kapısını görüyosunuz. İsviçre, Fran... Devamı

08 04 2015

İSTANBUL İSTANBUL

2.gelenek İstanbul da doğum günü kutlama etkinliğimiz bu yıl da gerçekleşti. İş yerinden bir gün izin alarak 2 kocaman gün İstanbul u içimize çektik. Canımmmm dostum kardeşim C’nin beni çooook mutlu eden sürprizleriyle başladı gün. Kocaman bir paketten bissürü hediye paketi çıktı. Herbirinin içinden de bana özel hediyeler. Ve her bir hediye paketinin üstünde bana özel yazılmış cümleler. Giyinmeyi sevdiğim için pudra rengi bir bluz, süslü olduğum için rengarenk ojeler ve ruj, bereket için cüzdan, kitap okumayı sevdiğim için güzel bir roman, spor yapmayı sevdiğim için spor çantası,  ve en güzeli birlikte geçirdiğimiz nice anılarımızın olduğu bir fotoğraf albümü ve bişey daha var onu yazmıcamBu güzel hediyeleri aldıktan sonra koşarak uçağımıza yetiştik. Bu koşarak uçağa yetişme ve son dakikada orada olma hikayesi yolculuğumuzun dönüşünde de devam etti Veeee İstanbul dayız…….. Bu güzel güne F’yi de katarak ver elini İstiklal Caddesi. Midpointte  deniz manzarası eşliğinde içilen kahveler ve sonraaaaa yürüyerek Karaköy e inmek, denizi içine çekmek, vapur seslerini dinlemek…….Karaköy de küçük  bir mola simit peynir çay. Deniz insanın damak tadını mı artıyor, bir simit bu kadar mı lezzetli gelir insana.Orda öyle saatlerce oturmak istedim ki oturmadık sonra ara sokaklardan Karaköy ü biraz daha keşfettik ve sonraki gezinti Nişantaşı biraz mağaza gezmesi,sonra güzel bir yemek bol muhabbet.Ve gece henüz bitmedi.Bebek  Eski 45 liklerde Türkçe müzikle nostalji, çıkışta meşhuuuuur olduğunu öğrendiğimiz Luppa nın önünde acaba hangi ünlü... Devamı

08 04 2015

BİR DİZİ TEKNOLOJİK TALİHSİZLİK

Son günlerde tuhaf talihsizlikler yaşıyorum teknolojiye dair.Dokunduğum elektronik cihazlar kendi kendini  yok ediyor. Ve ben bu durumdan çooook muzdaribim 1.Kullandığım cep telefonu aylardır bir iyi bir kötü çalışıyor, şu anda gene kötü yani çalışmaz durumda. 2.Bişeyler yapmaya çalışırken telefon sıfırlandı ve bu şekilde geçmişle tüm telefon rehberi ve fotoğraflarım da gitmiş oldu.Yedek mi? O da yok.Neden mi? Çünkü bana bişey olmaz mantığından ki böylece çürümüş oldu. 3.Kendime yeni bir cep telefonu aldım. Bozuk çıktı. Değişim talep ettim.Siz bozmuşsunuz şu kadar ücretle tamir ederiz dediler.Şimdi evde telefon çalışmaz durumda bekliyor.Hakem heyetine gittim.4 ayda ancak belli olurmuş durum. 4.Yeni cep telefonunu aldığım bayiyi Genel Müdürlüğüne şikayet ettim.Bayi yetkilisi beni arayıp beni nasıl şikayet edebilirsiniz diye bana sinirlendi!!!!! 5.Büyük B saolsun her haliyle ergenliği son sürat yaşıyor ve yeni cep telefonu istiyor. Kendisine yeni cep telefonu almamız için mevcut telefonunu lavaboda yıkamış.Telefon çalışmadı haliyle kuruttuk falan şu anda bir iyi bir kötü çalışıyor. SONUÇ: Cep telefonu krizi yaşıyorum ve artık bu durum bana traji komik geliyor.Sadece ev telefonu kullandığımız o güzelim günlere hep beraber dönmek istiyorum.      ... Devamı

27 02 2015

PLANLAR,PLANLAAAR,PLANLARRR

Bu aralar plan yapmaktan başka hiçbişey yapmıyorum.Neyle uğraşırsam uğraşayım kafamda sürekli sosyal aktivite planları halay çekiyor. Hangi filme gitsek, yeni bissürü oyun gelmiş bilet alsam, şu gün kız gecesi yapsak, çocukları oraya,buraya,şuraya her yere gezdirsem, yazın nereye gitsek ve de ne zaman gitsek,  pegasus indirimde uçak bileti mi alsam biyerlere falan filan….Günde  100 kere www.flypgs.com a girip değişik gezi programları yapıp bilet fiyatı hesaplamalar, özel tiyatroların programlarına bakmalar,devlet tiyatrolarında yer bulma çabaları,  ve gene gün bitti demeler.Bunları boşluktan mı yapıyorum HAAAAYIIIIRRRR.Aksine ders çalışmam gerek,iş çalışmam gerek.Sürekli ciddi ve yapılması gereken şeyleri erteleyip ıvır kıvır işlerle uğraşmaktan alıkoyamıyorum kendimi. Biraz tatile mi ihtiyaç var neeeee…Aslında biliyorum bu ruh halimin nedenini. İlk neden yeni yıla girerkenki büyük umutlar,sankiiiiiiiiiii bu yıl hep adrenalin ve heyecan dolu geçcek sanmıştım.2.ay bitiyor her şey gayet sakin ve tekdüze. Yeni yıla girerken bir noel baba daha doğrusu noel baba kılıklı birinin baktığı bi kahve falı beni bi moda soktu.Dedi ki bana bu noel babaaaaa vaaaayyyy bu yıl nefis geçcek,içinde her türlü güzel şey var.Sürekli uçacaksın,hatta çoook uzak ülkelere bile.Sürekli seyahat edeceğin bi işin olcak.İnsan inanmak istediği şeye çabuk kanar ya.Kandım. Bi de kendimi de gayetten gaza getirdim bu yılın farklı olacağına.Şu an herrrrşey fazlasıyla aynı.Bi de benden kocaman bi bahşiş aldı bu noel baba yaaaa.Ah bu ben ah bu ben kolay kanan ben. Ve tabii ki ikinci neden yaptığım planlar için zaman ayırmakta zorlanmak,para ayırmakta zorlanmak,kafamdakilerin yüzde azını hayata geçirebilmek …….. Neyyse sonuç. Yazdım rahatla... Devamı

25 02 2015

BANA MASAL ANLATMA*2

  Bugünkü yazımın konusu; yazmakta hayli geciktiğim bir Türk filmi. İsmi Bana Masal Anlatma. İlk olarak yaklaşık bir ay önce izledim, iki hafta önce de bir kere daha ki çok nadirdir bir filmi iki kere izlediğim. Sıcak,sımsıcak bir masal.Ayperi ile Rıza nın hikayesi.Ayperi bir masal kahramanı.Ayperi masalda sultanın askerlerinden kaçarken bir anda masalın dışına çıkıveriyo ve kendini Rıza nın kollarında buluyo.Rıza da Suriçi semtinde dolmuş şoförlüğü yapan, minicik bir evde ve minicik bir mahallede yaşayan genç,fakir ama yürekli bir genç. Mahalle, esnafıyla çoluğuyla çocuğuyla herbir karakteri ayri bir filmde başrol oyanayabilecek yetenekte olan oyuncularla  tam bir şenlik. Rıza'yı Fatih Arıtman oynuyor. Role nasıl oturmuş, rol nasıl yakışmış üstüne...Rıza nın annesini oynayan Devrim Yakut ve Cengiz Bozkurt filmin bence en iddialı ve komik karakterleriydi. Bu film,TRT'de oynayan Leyla ile Mecnun dizisinin yönetmeni Burak Aksak'ın. Leyla ile Mecnun'u hiç izlemedim ama Bana Masal Anlatma'dan sonra Burak Aksak filmleri benimi çin de tercih nedeni olacak.Filmde komedi baskın olmakla birlikte özellikle baba oğul konuşmaları sahnesinde gözleriniz doluyor.Daha doğrusu bu filmde gözleriniz hep doluyo,kimi gülmekten kimi ağlamaktan. Espriler çok yerli yerinde, çok zekice ve abartısız. Yılmaz Erdoğan baba rolündeydi.Film onun anlattığı masalla başlıyor ve sonra masal gerçek oluyor.Yılmaz Erdoğan her ne kadar konuk oyuncu da olsa filmin ağır toplarından biriydi ve diyorumki kendi çok gözükmese de sesi yeter. Bikaç boşta kalan karakter vardı bence.Mesela Gökçe Bahadır'ın oynadığı karakter.Olmasaydı da olurdu sanki.  Hani illa bi kusur bulcaktıysam filmde tek kusur buydu bence. Veeee ge... Devamı